Kişisel sınırlarımızı belirlemede zorlanmak, olumsuzluk karşısında tepki koymak, istenmeyen durumlara karşı hayır diyebilmek çocukluk döneminde nasıl yetiştirildiğinizle ilgilidir.
Günümüzde pek çok kişi mutsuz olduğu ilişkiyi bitirememekte, yorgun olmasına rağmen hayır diyemediği için misafir ağırlamakta ve hatta iş yerinde yaşadığı mobinglere karşı sesini çıkartamamaktadır. Tüm bunlar ayıplanmamak, toplum tarafından dışlanmamak için kişinin kendisini bir şekilde topluma kabul ettirme, onaylanma isteği yüzünden ortaya çıkmaktadır. Peki mutsuzluğa rağmen bir ilişki de olmak, cinselliğe karşı koşulsuz kabul sergilemek, topluma karşı ayıplanmamak için istemediğimiz bir şeyi neler yaparız? İşte bu sorunun cevabına farklı bir pencere açmak istiyorum. El alem ne der bilmeme ama bir psikolog olarak benim görüşüm şu şekilde; özellikle Anadolu kültüründe ebeveynler çocukların isteklerini toplumun beklenti ve isteklerinden daha geride tutardı. Örneğin çocuk sevgi ihtiyacıyla büyür ancak eskiler yaşça büyük kişilerin, ataların, annene ve babalarının yanlarında çocuklarını sevmez hatta çoğu zaman kucaklarına bile almazlardı. Bu durum çocuklarda bir otorite karşısında korku, bakım verenden ayrılmanın verdiği yoğun endişeyle baş başa kalmalarına sebep olmaktadır. Bir başka örnek ise Türkiye’de birlik ve beraberlik, komşuculuk, büyüğe saygı gibi kavramlar çok değerlidir. Mahallede oturan herkesin birbirine bir göz aşinalığı vardır, bilindik ve tanıdık olan ise bilinç altında hep iyi olarak kodlanır. Dolayısıyla bu kültürün sokaktaki herkese karşı daha pozitif bir bakış açısı vardır. Ancak bu suistimale çok açık bir konudur. Özellikle ebeveynler bu konuda çok dikkatli olmalıdır. Sokakta, çarşıda ,pazarda, yada herhangi bir yerde hiç tanımadığınız biri gelip “Aman Allah’ım bu ne güzel bir çocuk, gel öpeyim” dediğinde bunu normal karşılayıp çocuğun bu teması isteyip istemediğine hiç bakılmadan ki çoğu zaman çocuk bu konuda zorlanarak “ bak amca seni sevmiş, hadi öp, aa bak teyze hadi el salla” şeklinde çocuğun yönlendirilmesiyle bir başka yabancıyı kendi öz teyze veya amcasıymış gibi yakınlık kurması sağlanmaya çalışılır. Oysa bu durum başta masum gibi gözükse de hiç de öyle değildir.
Karşınızdaki kişinin ne amaçla o çocuğa yaklaştığı bilgisi sizde mevcut değilken bu yakınlığı kurmaya aracı olmak çocuğu potansiyel istismarlara karşı savunmasız bırakmaktadır. Öncelikle unutulmamalıdır ki sokaktaki herkes yabancıdır. Yabancılar ise her zaman güven teşkil etmezler. Çocukların potansiyel istismarlara karşı kendini koruyabilmesini istiyorsak önce bunu kendimiz sağlamalıyız. Çocuğun vücut bütünlüğüne saygı duymalı istemediği hiçbir temasa zorlanmamalıdır. Aynı zaman da her dokunuş masum değildir. Çocuklar bu konuda daha küçük yaştan itibaren eğitilmelidir. Bu eğitime ebeveynleri de dahil olmalıdır. Gel gelelim ebeveynleri tarafından her türlü istismarın önü açılan bu çocuklar yetişkinlik dönemlerinde de hayır demeyi bir türlü öğrenemiyorlar. Çünkü kişisel isteklerini hiçbir zaman önemsemeyen ebeveynler tarafından büyütülmüşlerdir. Örneğin tok olmalarına rağmen sen açsın denilip zorla yemek yedirilmiştir veya büyürken kendi kıyafetlerini seçip giymelerine izin verilmemiştir her yapacakları kontrol edilmiştir. Sınır koyma, kontrol, tercih yapma hakkı sunulmadan büyümeleri yetişkinlik dönemlerinde kişisel yaşantılarında, iş hayatlarında, sosyal yaşantılarında ve hatta cinselliğe olan bakış açılarında dahi sınır koyma problemleri yaşamalarına sebep olmaktadır. Dolayısıyla bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki bu hayat yolculuğunda onu yetiştiren, bakım verenlerinin ebeveynlik tutumları çok kıymetlidir.
Çocuklarınızın geleceği için küçük yaştan itibaren mahremiyet eğitimini vermeli, beden algılarına kişisel sınırlarına, istek ve arzularına önem verilmelidir. Bu sınırlara öncelikle ebeveynler uymalıdır. Örneğin tuvalet eğitimi vermeye başladığınız çocuğunuza aynı zamanda da mahremiyet eğitim vermeye başlamalısınız. Bu süreçteki 3 yaş kız çocuğunun altını babası silmemelidir aynı şekilde erkek çocuk için de geçerlidir. Mümkün olduğunda bunlara özen göstermeniz çocuğun beden algısı, mahremiyet bilinci için çok kıymetlidir. Çok sevimli diye her isteyenin kucağına vermemelisiniz ya da artık akrabalar istiyor diye zorla çocuğunuzu öptürmemelisiniz… Bu konular hep sağlık için hem de çocuğun kişisel gelişimi açısından çok önemlidir. Peki çocuğu saklayalım mı? Fanusta mı büyüsün? Tatbiki de hayır, öptürmeyin diyoruz ancak ne zamanlarda öptürülmemeli süt içen bebeklerin yüzlerini ve ellerini öptürmeyin çünkü bu dönemde özellikle ilk altı ay 1 yaş döneminde bağışıklıkları çok düşük olur hastalanma olasılıkları artar, büyüdüğünde siz yokken öptürtmeyin çünkü hayatı boyunca yanında olamayacaksınız iyi temasla kötü teması ayırabilecek yaşa kadar çocuğunuzun sık sık başkalarıyla yalnız kalmaması konusunda dikkatli davranın, yetişme sürecinde sizinle her şeyi paylaşabilecek güveni ona sağlayın. Sizin yanınızdayken bildiğiniz güvendiğiniz birinci derece yakınlarınız dışında öptürmeyin! Çocuk istemiyorsa kesinlikle zorlamayın! Çevreniz sizi her zaman onaylamayabilir ancak sizin hassasiyetiniz çocuğun gelişimi açısından çok kıymetli olacaktır. Çocuk herkesi yakını olarak algılamamalıdır. Yabancılarla temasa izin verdirmeyin.
Unutulmaması gereken bir nokta var ki sınır çizmeyi bilmeyen ebeveynlerin sınır çizmeyi bilmeyen çocukları olur. Bu sadece mahremiyetle de ilgili değildir. Örneğin her ağladığında sussun diye isteğini yerine getirdiğiniz çocuğunuz; ağlama koşulunda ödülle ilişkilendirecektir dolayısıyla sınır koymadığınız ve her ağladığında isteğini yerine getirdiğiniz çocuğunuzu bir nevi ödüllendirmiş olduğunuz için bu kısır döngüden kurtulmanız çok zor olacaktır. İşte bu gibi yüzlerce örnek aslında sınır koymanın ne kadar da önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Çocukların geleceği ebeveynlerin tutumlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu bir kere daha hatırlatarak başka bir yazıda görüşmek üzere diyorum…

