Özellikle bu tarz sorular başlı başına tepki çekse de bunun sosyal psikolojideki yerini inceleyelim isterseniz. Saldırganlık; yöneltildiği kişiye zarar vermeyi amaçlayan, yöneltildiği kişinin de hedef olmaktan kaçınacağı davranışlara denir. Öfke ve düşmanlık, saldırganlığa yol açabilecek duygulardan bazılardır. Masum görünen bir davranış eğer karşıdaki kişiye zarar verme amacıyla yapılmışsa bu bir saldırganlıktır. Karşıdaki kişiye zarar veren ancak zarar verme amacı taşımayan bir davranışı saldırganlık olarak tarif edemeyiz.
Genel olarak baktığımızda saldırganlık kavramı daha kapsayıcı bir kavramdır. Şiddet ise saldırganlık kavramının altında olan özel bir kavramdır. Şiddet; yöneltildiği kişiye fiziksel olarak tıbbi bir yardım gerektirecek kadar zarar verme amacıyla yapılan davranışlar için kullanılır. Örneğin, bir çocuğun arkadaşına vurması şiddet değildir, saldırgan bir davranıştır. Aynı şekilde bir kişinin başka birine küfür etmesi bir saldırganlıktır ancak şiddet değildir. Burada temel ayrım şudur, her şiddet, saldırgan bir davranışken; her saldırgan davranış bir şiddet değildir.
Gel gelelim “Tecavüz saldırgan bir davranış mıdır?” sorusuna. Bu bir antisosyal davranıştır. Burada zarar verme amacı olup olmamasına bakmamız gerekir. Eğer zarar verme amacı ile yapılmıyorsa bu davranış saldırganlık olarak ifade edilemez. Günlük yaşamda bu ve benzeri tüm suçları saldırganlık olarak niteleyebiliriz ama sosyal psikolojide saldırganlık diyebilmek için amacın ne olduğu çok önemlidir. Bu örneği çok çarpıcı olması adına verdim. Ancak birazdan da bahsedeceğim gibi tecavüzcünün amacı zarar verme üzerine olduğunda buna saldırganlık diyoruz. Tecavüz kesinlikle kabul edilebilir, normal bir durum değildir. Sözel taciz, fiziksel taciz ve tecavüz bir suçtur! Zarar verme amacı ile yapılan her davranış, saldırgan davranış olarak nitelendirilir. Kısacası davranıştaki amaç bize saldırgan yada saldırgan değil demek için belirleyici olmaktadır.
Tecavüz konusuna geri dönecek olursak, tetikleyici tek bir faktör olmamakla birlikte çeşitli sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerin bir araya gelmesiyle bu suçun işlenmesinin kolaylaşabildiğini biliyoruz. Toplumsal cinsiyet normları, cinsel nesneleştirme, medyanın sunduğu içerikler, pornografi, alkol ve madde kullanımı gibi bir çok faktör bu suçun ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Özellikle bizim ülkemizde de olduğu gibi, ataerkil toplum yapılarında, kadının erkeğe boyun eğmesi gerektiği öğretisi yaygındır. Bununla beraber cinselliğin tabu olduğu yerlerde, kadınların cinsellikle ilgili bilgi edinmelerinin veya konu hakkında konuşmalarının ayıplanması, cinsel ilişkinin ve cinsellikten zevk almanın sadece erkeğin hakkı olduğuna dair yanlış ve zararlı inanışlar tecavüz gibi korkunç bir durumda kadınların ses çıkartamamalarında ve haklarını arayamamalarında büyük bir rol oynamaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar ışığında görüyoruz ki, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamadığı toplumlarda, tecavüz oranlarının daha yüksektir. Aynı zamanda kadınların, birey olarak değil de cinsel bir obje olarak görülmesi, tecavüzcünün zihninde kadına karşı saygısızlık ve düşmanlık duyguları oluşmasına neden olur. Şiddet içeren pornografik içeriklere maruz kalan bireylerde ve tecavüzcülerin, zihninde cinsel saldırganlığı normalleştirmesine ve empati eksikliğine neden olabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre, bu tür içeriklere maruz kalmak tecavüzü daha az ciddi bir suç olarak algılanmasına ve tecavüz mağdurlarına karşı, daha az empati duyduğu kanısına varılmıştır. Bir başka tetikleyici faktör ise alkol ve uyuşturucu madde kullanımıdır. Hem tecavüzcünün hem de mağdurun muhakeme yeteneğini zayıflatarak tecavüz riskini artırarak, tecavüzcünün dürtülerini kontrol etmesini zorlaştırabilir ve mağdurun kendini savunmasını engelleyebilir. Dolayısıyla bir çok faktör, uygun koşul ve ortamın varlığı risk düzeyini arttırmaktadır.
Tecavüzcülerin psikolojik yapılarının karmaşık olmasından dolayı net bir şey söylemek mümkün olmamakla beraber bazı özelliklerine ve psikolojik sorunlarına baktığımızda empati eksikliği, öfke ve düşmanlık, güç ve kontrol ihtiyacı, cinsel sapmalar ve antisosyal kişilik bozukluğunun ortak seyrettiğini görebiliyoruz. Tecavüzcülerin çoğu, mağdurun acılarını ve duygularını anlamakta zorlanırlar veya çoğu zaman bunu hiç umursamazlar. Bu durum, tecavüzcülerin mağdurlarına karşı empati kuramamalarından kaynaklanır, çünkü çoğunlukla çocukluklarında bilişsel gelişimleri sırasında psikolojik olarak bu yönleri desteklenmemiştir. Genellikle kadınlara karşı derin bir öfke ve düşmanlık besleyen tecavüzcüler, bu duygularını tecavüz yoluyla dışa vurma eylimindedirler. Bu tür tecavüzler, genellikle tecavüzcünün kadınlara karşı duyduğu nefret ve intikam duygusuyla tetiklenir. Temelde bu davranışın sebebi anneye olan öfke bile olabilir. Başka bir açıdan bakacak olursak tecavüz eylemi, tecavüzcü için bir güç ve hatta kontrol göstergesi dahi olabilir. Burada tecavüz mağduru kişiyi aşağılayarak kendinde hissettiği aşağılık duygusunu yansıtır, aynı zamanda mağduru sindirmeye çalışması kendindeki yetersizlik duygularını telafi etme şeklidir diyebiliriz. Bu tür tecavüzler, daha çok tecavüzcünün kendi güç ve kontrol eksikliğini hissettiği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bazı tecavüzcülerde ise sadizm ve mazoşizm gibi cinsel sapmalar görülebilir. Bu tür sapmalar, tecavüzcünün cinsel dürtülerini normal dışı yollarla tatmin etmesine neden olabilmektedir. antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin toplumsal kurallara uymama, empati kuramama, başkalarının haklarına saygı duymama gibi özellikler gösterdikleri bilinmektedir. Bu kişilik bozukluğuna sahip bireyler, genellikle suç işlemeye daha yatkındır dolayısıyla tecavüz davranışını gerçekleştirme olasılığı normal bireylere göre daha yüksektir. Norm dışı bu davranışların varlığı çocukluk travmalarıyla şekillenmiş olabilir.
Tecavüz, karmaşık bir sorundur ve tek bir nedeni yoktur. Sadece bir suç değil, aynı zamanda tedavi edilmesi gereken ciddi bir psikolojik sorundur. Tecavüzcülerin psikolojik olarak tedavi edilmesi, hem mağdurların korunması hem de tecavüzcülerin tekrar suç işlemelerinin önlenmesi açısından büyük önem taşır. Kadir Has üniversitesinin web sitesinde yayınlanan bilgiye göre; 2016’da medyaya yansıyan vakalarda 260 kadının öldürüldüğü, 75 kadının tecavüze uğradı, 120 kadın cinsel tacize ve 417 kız çocuğu cinsel istismara uğradığı bilgisi kaydedilmiş. Bu rakamların bir de medyaya yansımayan, üstü örtülen kısmı var! Her yıl bu rakamlar katlanarak artmaktadır. Bu gün bile onlarca kadın, çocuk hatta hayvan, taciz ve tecavüze uğrayıp mağdur edilirken suçluların yetersiz ceza almasına veya hiç ceza almadan elini kolunu sallayarak sokaklarda gezmelerine ses çıkarmayan, mağdurların hakları için savaşmayan, her birey bu suçun meşrulaştırılmasında tuz biber oluyor! Dolayısıyla ses çıkarmayan, tepki koymayan her bir vatandaş bu ülkenin çürük elmalarıdır!
Geleceğe daima umutla bakabilmek için bu günün kıymetini bilerek yaşayalım, toplumsal önyargıları ve korkuları bir kenara bırakıp birlik olmalı, kadınlarımızı, çocuklarımızı ve hatta sokakta ki hayvanlarımıza sahip çıkmalıyız…

