Medeniyetler mi konfor alanı mı çöküşte?

1700’lü yıllarda İbrahim Müteferrika’nın matbaayı Osmanlıya getirmesini istemeyen hattat ve yazıcılar birliği ile 1988 yılında Amerika’da hesap makinesinin sınıflarda kullanılmasını istemeyen öğretmenlerin gerekçeleri hep aynıydı… Bu; yanlış, kötü ve medeniyet çökecek… Çünkü alıştığımız konfor alanımız tehdit ediliyordu, bildiğimiz şekilde yapamayacaktık, yeteneğimizi/dehamızı makineye kaptırıyorduk. Çünkü doğru/uygun olan alışılagelmiş oldu, yeni yıkıcıydı.

O pek meşhur masallarımızın büyük bir kısmında güzel prenses, yakışıklı prens tarafından kurtarılır, kötülük yok olur, prens ile prenses dertsiz tasasız bir hayat sürerlerdi… Çünkü masallardan beklentimiz buydu, konfor alanımızı böyle tasarlamıştık. İlk defa Shrek çizgi filminde, prenses mutluluğu için çirkin (!) deve dönüştü, yine çirkin (!) bir devle yaşamaya devam etti. Her ne kadar o çizgi filmi ve devamını sevsek de bu bizi içten içe rahatsız etti çünkü biz güzel prensesin, yakışıklı prensle evlendiği masallara alışkındık…

İNSAN HİÇBİR ZAMAN MAKİNEYE KARŞI ANLAYIŞLI OLMADI

Alışkanlık nedir? Ustalaştığımız, maharetle yaptığımız, yapmaktan keyif aldıklarımız, bizi özel hissettiren mi, yoksa bir cam tavan mı? Belki de bir pranga… Ya yetenek? Özgün olan ve asla taklit edilemeyen mi? Bizi diğerlerinden ayıran, üstün ve özel olmayı sağlayan bir süper güç mü? Yeteneğe bu şekilde bakan toplum, yüzyıllar boyunca darbe aldı. Makine hep o yeteneği taklit etti, insanın süper gücünü aldı, konfor alanını yıktı… İnsan, hiçbir zaman yeteneğini taklit eden makineye karşı anlayışlı olmadı. 1700’lü yıllarda İbrahim Müteferrika’nın matbaayı Osmanlıya getirmesini istemeyen hattat ve yazıcılar birliği ile 1988 yılında Amerika’da hesap makinesinin sınıflarda kullanılmasını istemeyen öğretmenlerin gerekçeleri hep aynıydı… Bu; yanlış, kötü ve medeniyet çökecek… Çünkü alıştığımız konfor alanımız tehdit ediliyordu, bildiğimiz şekilde yapamayacaktık, yeteneğimizi/dehamızı makineye kaptırıyorduk. Çünkü doğru/uygun olan alışılagelmiş oldu, yeni yıkıcıydı.

ZİHNİYET GERİYE GİDİYOR

Aralık ayından beri ChatGPT ile başlayan üretici yapay zekalar devrimi bizi 1700’lere, 1988 yılındaki zihniyete geri götürüyor. Üretici yapay zekalar iş yerinde kullanılmasın, yasaklansın naralarının yanı sıra ChatGPT eğitimde kullanılırsa çocuklarımızı ahmaklaştıracak çığlıklarını duyuyoruz. Oysa yeni dönem, insanın zekasını farklı bir şekilde beslemeye, onu yeni nesil bir üretkenliğe taşımaya zorluyor. Üretici yapay zeka ile düşünce zinciri (chain of thought) oluşturan insan, makinenin sınırlarını zorlarken kendi sınırlarını da aşmakta. Her şey basit bir prompt ile (istemle) başladı; şimdi düşüncesini organize eden, makinenin düşünce süreçlerini yeniden kurgulayan insanın dünyasındayız. Ama saygı duymuyoruz, yok saymak istiyoruz.

ÖZEL KONFOR ALANI YIKILIYOR

Çin, Temmuz ayında üretici yapay zeka tedbirlerini duyurdu. Bu tedbir belgesinin hazırlanmasında teknoloji sanayi bakanlığı, internet ve bilişim hizmetleri ile ilgili bakanlıklar ve komisyonlar yer almadı sadece, milli eğitim bakanlığı da önemli bir katkı sağladı. 2030 yılına kadar yapay zekada dünya devi olmayı planlayan Çin, üretici yapay zekaların eğitimi değiştirme gücünü görüyor ve artırıyor: “Üretici yapay zekalarla yeni nesil bir inovasyon geliyor”. Peki, bu türlü bir inovasyona ülkemiz ne kadar hazır? Tamam, inovasyon gibi büyük bir kelimeyi geçtim, herhangi bir seviyeden eğitim hizmeti, süreçleri, şirketleri bu türlü bir makine ile çalışmaya ne kadar hazır? Temmuz 2023’te Hindistan’daki e-ticaret devinin CEO’su açıklama yaptı: “Çalışanlarımın yüzde 90’ını işten çıkardım çünkü daha hızlı ve etkin cevap veren, uyumayan, yemeyen, yıllık izin istemeyen, hasta olmayan bir ChatGPT var.”

Özetle konfor alanı, Berlin Duvarı gibi yıkılıyor. Altında mı kalacaksınız, ondan yeni ve görkemli bir eser mi yaratacaksınız?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir